kadınlar, sağlık

Genital Bölgede Kaşıntı Nedir?

Genital Bölgede Kaşıntı Ve Kızarıklık

Genital Bölgede Kaşıntı Nedir? Vücudun herhangi bir bölgesinde meydana gelen kaşıntı ve kızarıklık durumu rahatsız edici seviyelere ulaşabilmektedir. Kadınların büyük bir oranında meydana gelen genital bölgede kaşıntı ve kızarıklıkları, çok daha rahatsız edici olmaktadır.

Kadınların % 75’i en az bir defa bu enfeksiyon durumunu geçirmektedirler. Normal zamanlarda vajinal bölgede mantarlar bulunmaktadır ve bu mantarlar herhangi bir sorun yaşanmasına neden olmazlar. Ancak bazen enfeksiyon gibi durumlarda, genital bölge çok fazla kaşınır ve kaşıdıkça da kızarıklık meydana gelir. Bu durum cinsel yolla bulaşan bir hastalık değildir ve cinsel hayatı olmayan kadınlarda da genital bölge enfeksiyonu görülebilmektedir.

Değişik sebeplerle oluşan genital bölgede kaşıntı ve kızarıklık sorunu, daha iyi tedavi edilebilmek için hasta jinekolojik muayeneden geçirilmektedir. Candida albicans da denilen mantarların sebep olduğu genital bölgede kaşıntı sorunu ile vajinada çok yoğun bir kaşıntı meydana gelmektedir. Ayrıca peynir kesiğine benzeyen beyaz renkte ve kokusuz olan akıntı da bu durumun en önemli belirtilerinden biridir. Bazı kişilerde bu akıntı çok daha yoğun olabilmektedir.

Dış genital bölge kısmında, enfeksiyon kaynaklı kaşıntıya bağlı olarak kızarıklıklar da oluşmaktadır. Bu gibi durumlarda idrar yaparken meydana gelen tahrişlerden dolayı yanma hissi oluşur. Bu durumları yaşayan kadınların kesinlikle ihmal etmeden tedavi için doktora görünmesi gerekmektedir. Herkeste görülen genital bölge kaşıntısı ve kızarıklığı aynı sebepler ile olmamaktadır. Bu nedenle her hastaya uygulanacak tedavi de değişebilmektedir.

 Vajinada Kaşıntı Ve Şişlik Neden Olur?

Kadınların büyük bir bölümünde belirli zamanlarda görülen vajinal kaşıntı ve şişliklerin sebepleri kişiye göre değişmektedir. Genel olarak bağışıklık sistemi çok zayıflayan kişilerde oluşan bu durum, mantar sebebi ile de görülebilmektedir. Vajinal kaşıntı vajina döl yatağında meydana gelebilmektedir. Ayrıca dış cinsel organda da görülebilen bu durum ciddi sorunlara yol açmaktadır. Vajinal bölgede meydana gelen kaşıntı ve şişliklerin sebebi şunlardır:

  • Beslenme Hataları

Çok fazla miktarda hamur işleri ya da şekerli besinler tüketildiğinde bu durum idrarda asit miktarını artırmaktadır. Bu nedenle de ud yerinde kaşıntı sorunu meydana gelmektedir.

  •  Şeker Hastalığı

Vücutta şeker oranının artmasına bağlı olarak meydana gelen kaşıntı ve şişme, şeker seviyesi düzeldiği zaman geçmektedir.

  •  Çeşitli Mikroplar

Değişik mikroplar kadınların vajinasında iltihaplanma ve yanmaya neden olmaktadır. Bu da beyaz akıntının oluşmasına neden olur.

  •  Parazitlerin Etkisi

Umumi tuvaletlerden, banyo veya havuz gibi yerlerden insanların vücuduna bulaşan parazitler, vajinanın dış kısmına yerleşerek orada üremelerine devam ederler. Bu da ilerleyen zamanda hem kaşıntıya hem de kızarıklıkla gelen şişmeye neden olmaktadır. Bu durumda meydana gelen akıntı ilk olarak beyaz akarken daha sonra yeşil ve sarı bir hal alır ve kokmaya başlar.

  • Beyaz Akıntı

Özellikle ergenlik çağına girerken yumurta akına benzeyen rahim ağzı salgısı, dışarıya doğru akar ve bu durum son derece normaldir. Zayıflık, kansızlık ve hazımsızlık nedeni ile oluşan beyaz akıntılar, tedavi edilmediği zaman sarı ve yeşil renge dönüşerek pis kokmaya başlar. Bu da iç çamaşırı kirleterek kaşıntı ve şişmeye neden olur.

 Vajina Kaşıntısına Ne İyi Gelir?

Vajinada meydana gelen kaşıntının kişiye göre nedenleri değişmektedir. Herkeste görülebilen vajinal kaşıntı sorunu dikkat edilecek bazı püf noktalar ile daha iyi bir hale getirilebilmektedir. Öncelikle kaşıntıyı önlemek için ud yerlerinin terlemesine engel olunmalıdır ve ud bölgesi ılık su ile sürekli yıkanmalıdır.

Çay ve kahve gibi içecekler ile çilek, domates ve kavun gibi yiyecekler tüketilirken dikkat edilmelidir ve aşırıya kaçılmamalıdır. Ayrıca günde 2 – 3 tane limon yemek kaşıntıya iyi gelmektedir.

Şeker hastalığı sorunu olanla kaşıntının oluşmaması için salatalık ve marulu çok fazla tüketmelidir. Dut yaprağı veya mersin bitkisi 3 litre sıcak suya 2 avuç koyularak 30 dakika bekletilir ve vajina bu su ile yıkanırsa kaşıntı geçmektedir.

Genital bölgenin genel olarak bu sorunla karşılaşmaması için iç çamaşırı sık sık değiştirilmelidir. Hijyen ve temizliğe çok önem verilmelidir. Özellikle külotlu çorap giyen kişilerin bu alışkanlığından vazgeçmesi gerekmektedir. Ayrıca parfümlü sabun da kullanılmaması gerekmektedir. Vajinada meydana gelen kuruluk için vajina kremi kullanmak da genital bölge kaşıntısına iyi gelmektedir.

 

Cinsellik, Erkekler, kadınlar, sağlık

Cinsel Organların Temizliği

CİNSEL ORGANLARIN TEMİZLİĞİ
Erkeklerin çoğunda penisin baş kısmı, erginlik çağına kadar sünnet derisiyle örtülüdür. Daha sonra, penis gelişip büyüyünce, bu deri doğal olarak geri çekilir ve baş kısım ortaya çıkar. Sünnet derisi çok uzun olursa, baş kısım daima bunun içinde kalacaktır.
Bu durum erginlikten sonra da devam ettiği takdirde, sünnet derisinin altında smegma adı verilen, yumuşak, yağlı bir madde toplanır. Bu madde, meni ve idrar damlalarıyla karışır. Böyle bir karışım iltihaplar, pişikler oluşturabilir ve bazı genç erkekleri autoerotizme götürebilir.
Onun için, penisin baş kısmının erginlikten sonra dışarı çıkması çok önemlidir; bu durumda sadece iltihaplanmalardan korunmakla kalınmaz, giysilere baş kısmının devamlı sürtmesi sonucu, baş kısım daha az hassas duruma gelir ve cinsel temasta erken boşalma önlenir.

DERİ

Genç erkekler sünnet derisini geri çekmeli, penisi birleşime hazırlamalı ve biriken smegmayı temizlemelidir. Aslında Musevi ve Müslümanlarda sünnet, dinsel nedenlerden yapılmaktadır. Fakat tıp açısından da bu çok doğru bir davranıştır. Sünnet derisi çok uzun olduğunda sertleşme anında bile baş kısım serbest kalmaz, cinsel ilişki sırasında hassaslık çok azalır ve boşalma oluşamaz. Böyle durumlarda hangi dinden olursa olsun, sünnet önerilir.
Kadınlarda da klitorisin başı ve küçük dudaklar arasında smegma birikir. Kadının bu salgısı birçok durumda erkeğinkinden çok daha fazla ölçüdedir, bu sıvının içinde caprylic-asit vardır. Caprylic-asit aslında hoş bir koku verir. Fakat bozulduğu zaman burnu rahatsız eden bir koku çıkarır.
Normal olarak klitorisin üzerini bir deri kaplar. Bu yüzden buraya, evlendikten sonra da smegma toplanır. Smegma, klitoris ile büyük dudaklar arasına ve daha aşağıda, küçük ve büyük dudaklar arasında da birikir. Bu hoş kokulu salgı, taze olduğu sürece erkeği cinsel bakımdan uyarabilir. Ancak  sarımsı beyaz bir madde haline gelince, erkekte bazı tiksinti yaratabilir. Kadınlar, idrar ve adet akıntılarıyla cinsel organlarının erkeklerinkinden daha kolay kirlenebileceğni akıllarından çıkarmamalıdır. Kadınlarda iltihap ve pişikler, erkekten çok daha fazla görülür.

Hastalıklar

Temizlik, kadın hastalıklarının önlenmesinde en önemli etkenlerin başında geliyor
Yoğun alkolle silme gibi bilinçsiz uygulamalar enfeksiyona zemin hazırlar, temizlik maddesiyle hijyen ortamı sağlamaya çalışırken genital pH düzeyinin bozulabilir ve başta egzama olmak üzere çeşitli sorunlara yol açar. Genital bölge için özel üretilmiş temizlik ürünlerini kullanmak gerekir. Genital temizlik ürünlerin periyodik aralıklarla kullanılması doğrudur.
Klozet kapağının üzerine tek kullanımlık kağıt kullanılmalıdır.
Genital kılların giderilmesinde ağda ve jilet yerine genital bölge için geliştirilmiş aletlerden faydalanmak veya makas kullanmak özellikle genital bölge enfeksiyonları ve tahrişe duyarlı kadınlarda daha iyi bir seçenek olabilir.
İdrar ihtiyacı ertelendiğinde mesanedeki bakteriler enfeksiyon yapmak için zaman bulurlar.
Tam hazır olunmadan (yeterli kayganlık oluşmadan) ilişkiye başlanmamalıdır.

kadınlar, sağlık

Kahve, rahim ağzı kanseri riskini azaltabilir

Kahve, rahim ağzı kanseri riskini azaltabilir

Kahvenin, rahim ağzı kanserine yakalanma riskini azaltabileceği bildirildi. Japonya  Ulusal Kanser Merkezinin yaptığı araştırma, çok kahve içen kadınların rahim ağzı kanserine yakalanma riskinin daha az olabileceğini ortaya koydu.

Bilim adamları, 40-69 yaşlarındaki 54 bin kadının sağlık durumunu 15 yıl boyunca izledi. Bu dönemde söz konusu kadınlardan 117’si rahim ağzı kanserine yakalandı. Okumaya devam et “Kahve, rahim ağzı kanseri riskini azaltabilir”

cinsel bilgiler, Cinsellik, Penis Sertleştirici Hap, sağlık

Cinsel gücü ve isteği artıracak doğal yöntemler

BESİNLER

Cinsel gücü ve isteği artıracak doğal yöntemler: Bazı kültürlerde inanılmaz ve akla bile getirilmeyecek inanışlar yüzünden, deniz sülükleri veya su aygırı organları bile yenmektedir. Psikologlar ise inandığınız sürece her türlü gıdanın plasebo etkisi sayesinde cinsel gücü artıracağını söylemektedirler. Ancak genel olarak etkili olduğuna inanılan gıdalar da az değildir ve denenmelerinde de hiçbir zarar yoktur.

En seksi mineral çinko: Diğer vitamin ve mineraller de işe yarayabilir ancak çinkoya ayrı bir yer ayırmak gerekir. Cinsel istek, cinsel Okumaya devam et “Cinsel gücü ve isteği artıracak doğal yöntemler”

Anne - Çocuk, Aşk - Evlilik, Cinsellik, Erkekler, Güncel Yaşam, kadınlar, Kategorilenmemiş, Magazin, Pratik Bilgiler, sağlık, İtiraflar

BİR NARSİST YARATMAK

Açıklama

Aslında o kendine çok güvenli görünen narsist kişiliğin altında derin bir sevgisizlik ve kendine güvensizlik yatıyor. Giderek etrafımızda çoğalan narsistleri tanımak ister misiniz?

blog

Otto Kernberg’den Sigmund Freud’a, Karen Horney’den Heinz Kohut’a kadar pek çok psikanalist çağın hastalığı narsisizmle ilgili birçok kuram ortaya attı. Ama hepsinin hemfikir olduğu bir nokta var: tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi narsisizmin de tohumları çocukluk yıllarında atılıyor. Tabii bu tohumu (muhtemelen ne biçeceklerini bilmeden) anne babalar atıyor…

Peki, gerçekte kim bu her geçen gün sayıları daha da artan narsistler? Neo-Freudcu bir ekol olan “ego psikolojisinin” temsilcisi Karen Horney, narsistlerin diğer insanlarla duygusal bağları çok zayıf ve sevme kapasitesini yitirmiş olmanın boşluğunu yaşayan kişiler olduğunu söylüyor. Narsist olmaksa kendini çok sevmeyi, çok önemsemeyi gerektiriyor. Yeryüzünde kendisinden başka herkesin değersiz olduğu düşüncesiyle var olan narsistler (derinlerde bir yerlerdeki boşluğu doldurma çabasıyla) beğenilmek, övgü almak, ilgi çekmek için yaşıyor. Karen Horney, narsistlerin genel olarak kendilerini özel insanlar olarak gördüklerini belirtiyor. Bu nedenle kendilerini övmeye, başkaları tarafından övülmeye bayılıyorlar. Başarı ve yeteneklerini abartıyor, hatta ortada bir başarı yokken yaptıkları şeyi çok önemli gösterebiliyorlar. Onlar hep çok zeki, çok güzel/yakışıklı, özel insanlar (!) olduklarından, her şeyi hak ettiklerine inanıyorlar. Çıkarları için başkalarını kullanmaktan hiç çekinmeyen narsistler için başkalarını manipüle etmek de çok kolay, dışarıya yansıttıkları yüksek özgüven sayesinde insanlar kolayca etkileri altına giriveriyor. Horney, narsistlerin sorununun empati kurmamak olduğunu söylüyor. Bu yüzden kolayca başkalarının duygularını hiçe sayıyorlar. Ukalalıksa onlar için olağan bir şey. Bir narsist için statü de önemli. Yüksek mevkideki insanlarla arkadaşlık etmeyi, iyi yerlere gitmeyi, iyi arabalara binmeyi seviyor, etiketi önemsiyorlar. İnsanları ezmek onlar için çok doğal bir davranış ama o hep küçümsedikleri “diğerleri” olmadan da bir narsist var olduğunu hissedemiyor. Üstünlüğünü gösteremediğinde egosu tatmin olmuyor. Kısaca kendini sevebilmesi için diğer insanları aşağılamak ya da küçümsemek bir ihtiyaç. Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat’a göre narsistlerin tüm davranışları, içlerindeki boşluğu saklama vekendini kabul ettirme üzerine kurulu.

SPOT IŞIKLARI SÖNÜNCE…

Narsistler genellikle başarılı, dikkat çeken insanlar… Çünkü sürekli sahne ışıkları altındaymış gibi davranıyor, yarattıkları aura sayesinde de büyüleyici, karizmatik, çekici görünebiliyorlar. Sahnede olmak, onlar için her şey demek. Bu özellikleriyle zahmetsizce parlak bir kariyere ulaşmaları pek şaşırtıcı olmasa gerek. Ama bu parıltının arkasında bambaşka bir gerçek yatıyor. Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat, “Narsist insanlar değer görmek için çok çalışır, mükemmeliyetçi ve işkolik olabilirler. Bunun sonucunda da başarılı ve mutlu olurlar” diyor ve ekliyor: “Ama sıkıntı şu: Mutluluklarını sürdürmek için sürekli başarmak zorunda hisseder, sürekli onaylanma duygularının tatmin edilmesine ihtiyaç duyarlar. Bu sürdürülebilir bir mutluluk değildir. Bundan dolayı hayatlarında her zaman kaygı vardır. Sürekli olarak başarısız olma ve onay görmeme kaygısı yaşarlar. Bunun karşılığında da büyük bedel öderler. Bu açıdan bakıldığında çok başarılı olmalarına rağmen değersizlik duygusunu gideremeyen birçok Hollywood yıldızının intihar etmesi hiç şaşırtıcı değil.”

OTORİTER ANNELER VE NARSİST ÇOCUKLARI

Peki, ne oluyor da insanların içinde derin bir kendine güvensizlik oluşuyor? Anne babalar ne yapıyor da çocuklar büyüyünce birer narsiste dönüşüyor? Pedagog Adem Güneş, “Çocuklukta, özellikle annesiyle ilişkisinde problem yaşamış çocukların yetişkinlikte narsist kişilik bozukluğuna daha yatkın olduğu biliniyor” diyor ve ekliyor: “Reddedici, otoriter ve baskıcı annelerin çocukları önce içlerindeki anne yoksunluğunu bastırmayı, kendi iç dünyalarına derinleşmemeyi, fazla duygusal olmamayı, kimseye bağlanmamayı, güvenmemeyi öğreniyorlar. Annesine güvenle bağlanamayan kişi, hayata güvenle bakamıyor.” Psikanalist Otto F. Kernberg, narsist kişilikleri incelediğinde, onların genellikle agresif, kronik olarak soğuk, duyarsız, ilgisiz, görünüşte iyi işlev gören bir anne figürünün eseri olduğunu gözlemlemiş. Sevgisiz büyümüş bu çocuklar da sevgiyle dolduramadıkları benliklerini başka yanlarını abartarak doldurmaya çalışıyor.

Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat’sa narsistlerin, çocuklarına koşullu sevgi sunan ailelerin ürünü olduğunu söylüyor: “Bu koşul farklı şekillerde sunulur. Çocuktan sürekli başarı beklemek, başarısızlık durumunda eleştirmek, dış kaynaklı beklentilere sahip olmak, çocuğu şekillendirme çabası, mükemmel olmasını beklemek, isteneni yapmadığı zaman eleştirmek veya aşağılamak çocukta değersizlik duygusu yaratır. Ben buna ‘Eksiklik Modeli’ diyorum. Bir de ‘Üstünlük Modeli’ vardır. Bu aileler çocuklarını eksik hissettirmez ama özgüveni yüksek olsun diye sürekli över. Çocukları iyi hissettirme çabası içindedirler. Onlara prenses ve prens gibi davranırlar. Övgüyle büyüyen bu ço cuklar da diğer insanların övgülerine bağımlı yetişir. Sürekli onaylanma ihtiyacı duyar. Bu her iki mekanizma da narsistik bireylerin ortaya çıkmasına yol açabilir. ‘Yol açabilir’ diyorum, çünkü değersizlik duygusu her zaman narsisizme yol açmaz. Narsisizm, değersizlik duygusunu kapatmanın sadece bir yoludur. Böyle yetişen bazı çocuklar utangaç veya içe dönük de olabilir. Adler, narsisizme yükseklik kompleksi der. Adler’e göre aşağılık kompleksiyle yükseklik kompleksi aynı düşüncenin iki farklı ürünüdür, yani değersizlik duygusunun. Kısacası, koşullu sevginin (eleştiri ve övgü) olduğu ailelerde, narsist bireyler yetişir. Özetle, genel olarak çocukluk çağında yaşanan korkular, başarısızlıklar, bağlılık ihtiyaçlarının karşılanmaması, anne baba yokluğu ve ihmali, sürekli eleştiri, alay edilme, aşırı övgü narsist kişiliği besleyen faktörler. ”

Bir sorun da narsisizmin tedavisinde ortaya çıkıyor. Narsistler genellikle kendilerini hasta olarak görmediklerinden profesyonel destek alma ihtiyacı da hissetmiyorlar. Genellikle depresyona girdiklerinde bir uzmana gidiyorlar. Çoğunlukla kişiliklerine dair farkındalıkları olmadığından terapistin analizlerine tepkiyle karşılık veriyor, savunmaya geçiyor, terapiyi yarım bırakıyorlar.

Küçük Bir Test 

Bir narsist nasıl anlaşılır ?

Özgür Bolat, narsisizmin farklı boyutlarını ölçmek için Dr. Ömer Antalyalı’yla birlikte bir ölçek geliştirmiş. Bu ölçekte narsisizmin iki boyutu ölçülmüş: üstünlük (superority) ve gösteriş (exhibitionism). “Aşağıdaki sorulara 5 üzerinden 5 verenler, narsistik eğilim gösterenlerdir” diyor Bolat.

1– Bir ortamda konuşmaların merkezinde olmayı severim.

2- Bütün gözlerin benim üstümde olmasını severim.

3- Sosyal bir ortamda insanlar bana ilgi göstermezse rahatsız olurum.

4- Özel bir insan olduğumu düşünüyorum.

5- Herkes benim gibi olmak ister.

6- Çoğu insandan daha yetenekliyim.

 

Egzersiz, Erkekler, Estetik, Ev - Dekor, Güncel Yaşam, güzellik, kadınlar, Kategorilenmemiş, Pratik Bilgiler, sağlık

Puslu, karışık bir kışın ardından

Yazın gelişi, puslu günlerin sonunda İstanbul’da bir sabah denizin üzerindeki pırıltıyla uyanmak bana hep yeni bir başlangıç hissi verir.

Bir şeyden çok eminim ki ben kış insanı değilim… Öyle dağların tepesine tırmanıp kayak yapmak filan da bana göre şeyler değil.
1-2 kere gittim, iki tur attıktan sonra oturup manzara seyredip kitap okudum.
Takdir edersiniz ki o kadar yolu kitap okumaya gitmek pek mantıklı olmuyor. Arkadaşlar da sürekli benimle ilgilenmek zorunda hissediyor. Onlara da acıdım ve bu kış sporları olayını yıllar önce bıraktım. Okumaya devam et “Puslu, karışık bir kışın ardından”

sağlık

Alt kattaki Naciye Teyze’nin kocası

Çevrenizde hastalık var mı? Mutlaka vardır.

Özellikle orta yaşı geçmiş erkeklerde daha sık görülen bir durumdur bu. Ama tabii doğuştan buluttan nem kapan, her an hastalandığına inananlar da yok değil. Genellikle kadınlar, hastalık hastası eşleri için ‘bizim bey biraz evhamlı’ filan diyerek durumu geçiştirirler. Sürekli, ‘her yerim ağrıyor, halsizlik had safhada, ölecek miyim neyim?’ diye dolaşanlar vardır. Tabii öleceksin o kesin de, ne zaman onu bilmiyoruz. Bilenler bilir, Başak burçları için hastalık hastası denir. Bendeniz de bu burçtanım. Bir arkadaşımın babası da Başak burcuydu. Adamcağız yıllar yılı evdekilerin canına okudu. Her gün yeni bir hastalık buluyor, doktor doktor geziyor, ikide bir check up yaptırıyor, sürekli ilaçlar, vitaminler içiyor. Ne yapsalar adamı ikna edemiyorlar sağlıklı olduğuna. Sonunda bir gün artık 70’lerine geldiğinde eve elinde büyükçe bir zarfla geliyor. Filmler, raporlar… Beyninde tümör çıktığı anlaşılmış. Arkadaşım yıllar sonra dedi ki, ‘Aslında babamın en mutlu günüydü, bütün akşam, yıllarca size söyledim inanmadınız, şimdi gördünüz mü?’ diye söylenip durmuş.

Yok ben bu kadar değilim. Benimki arada sırada tutuyor. Bir keresinde yağmurlu günlerde ellerimin kasıldığını, ağrıdığını görünce romatizma olduğuma karar vermiştim. Hemen bir doktor arkadaşımı aradım.

“Bizim bir hoca var ama kolay randevu alınmaz, dur ben bir rica edeyim” dedi.

Biraz sonra aradı, adamcağız beni tanıyormuş, öğle yemeğine çıkmak yerine beni göreceğini söylemiş. Koşa koşa gittim.

Durumu anlattım. Adam beni yatırdı, artık 10 dakika her tür acayip hareketi yaptırdı. Bacağımı alıyor, kafamın arkasına koyuyor, ellerimi çeviriyor, beni yan döndürürken kafamı çekiştiriyor.

Bildiğin pilates yapıyoruz. Sonra geçtik masa başına. Herhalde bu kadar inceleme yaptığına göre ciddi bir şey var dedim.

“Nedir hastalığım doktor?” diye sordum. Şöyle soğuk soğuk yüzüme baktı: “Hastalık hastalığı beyefendi…” dedi.

Bu eski doktorlar tersti. Hani öyle ciddi bir şeyiniz yok da onu meşgul ediyorsanız bayağı tepeleri atardı. Adam da öyle bir doktor. Bunlara ölürken giderseniz sevinirlerdi ancak.

Bir de adamın öğle yemeğine mani olmuşum zaten.

Neyse ben bozulduğumu çaktırmadım, teşekkür ettim, odanın önündeki sekretere geldim, ücreti ödeyeceğim. Doktor kapı açık olduğundan beni görüyor. Baktım yan kapıda cildiyeci yazıyor. Hazır gelmişken şu ayağımdaki lekeyi bir göstereyim dedim.

Sekretere ‘acaba boş mu?’ diye sordum. Kadın gidip kapıyı çaldı, buyurun, dedi.

O an kafamı çevirdim ki bizim profesör masanın yanına eğilmiş, açık kapıdan hayretler içinde beni izliyor.

Bir keresinde de bir doktor arkadaşıma, “Yahu benim uykum gelip içim geçince sağ elimin alt tarafı uyuşuyor, bu normal mi?” diye sordum, adam doktorluktan soğudu.

Tabii önceden tedbir almak önemli, erken teşhisin ciddiyeti var. Ama ha bire gidip pasaport fotoğrafı gibi film çektirmek de akıllı işi değil.

Ama yine de ara sıra doktora görünmekte fayda var. Bunun yerine televizyonun karşısına oturup dikenli aslan pençesinin kaç taşım kaynarsa reflüsüne iyi geleceğini dinleyip uygulayan da çok, arkadaşlarından duyduğuna göre ilaç, vitamin ne bulursa içen de…

Rahmetli yengem böyleydi. Hem sürekli her yerinin ağrıdığından yakınır, sürekli söylenir, hem ne ilaç bulursa içer dururdu ama 91 yaşına kadar yaşadı.

Bizim bir özelliğimiz var. Başımız ağrısa doktora gideriz ama işin garip yanı doktoru dinlemeyiz.

Doktorun verdiği ilaçları almayıp konu komşunun tavsiyesine uyarız.

Bir hafta önce doktora gittim, ağzım burnum tıkalı, öksürüp tıksırıyorum, bir ilaç yazdı.

“Bende var bu zaten” dedim, “geçen gelişimde yazmıştın…”

“İyi de birader ben sana bunu evde sakla diye vermedim, neden içmedin?” diye sordu haklı olarak.

Televizyonlara çıkıp hangi konuda ne bildiği, eğitimi, uzmanlığı belli olmayan adamın biri “Ladin ağacının kabuğunu kemirin, kolesterolünüz düşer” dese ağaç arayan adam, hayatını bu konuya vermiş, binlerce hasta görmüş kardiyoloji profesörünün verdiği ilacı almaz, bir de üstüne, “Bunlar hep ilaç şirketlerinin oyunu” diye komplo teorisi yürütür.

Böyle sağlığına çok düşkün, her şeyin organiğini takip eden, aktar aktar dolaşan bir arkadaşım apar topar hastaneye kaldırıldı. Üç damar tıkalı çıkıp hemen stent taktılar da son anda kurtuldu.

“Yahu sen bu kadar dikkat edersin hayatına, ne oldu böyle?” dedim.

“Kiraz sapından stent olmuyormuş, yapayını taktılar rahat ettik” diye gülüyor.

Eskiden aile doktorları vardı. Artık ölene kadar o ne derse bütün aile dinlerdi.

Şimdi öyle değil. Doktora gidiyor ama söylediği işimize gelmezse inanmıyoruz. Hemen başka bir doktor araştırılıyor. Ta ki içlerinden biri istediğimizi söyleyene kadar.

O da yetmiyor internete giriliyor. Kimdir, nedir bilinmeyen insanların en ciddi hastalık konusunda yazdıklarından anlamlar çıkartılıyor, teşhis konuluyor.

Doktora ikinci gidişinde elinde bir tomar internet çıktısıyla akıl veren gördüm ben.

Annemin tansiyonu yüksek. Arada iyice çıkıyor.

Bir doktora daha götürdüm yeni bir ilaç verdi.

Baktım birkaç gün sonra yine eski ilaca dönmüş.

“Ne oldu anne niye o ilacı almadın?” diye sordum.

“Baktım onun dozu yüksek, hem bizim alt kattaki Naciye Teyze’nin kocası almış ona da iyi gelmemiş, o yüzden ben yine eskisini alıyorum” diye cevap verdi.

Naciye Teyze’nin kocası, sular idaresinden emekli Sıtkı bey bilmeyecek de…

Cinsellik, Erkekler, kadınlar, sağlık

ORVİAX GECİKTİRİCİ KAPSÜL

,

ORVİAX GECİKTİRİCİ KAPSÜL

Cinsel ilişki sırasında yaşanan problemler erkeğin özgüvenini yitirmesine neden

olurken bazı durumlarda da ikili ilişkilerde problem yaratmaktadır. Her ne kadar

bir erkek mükemmel bir cinsel ilişki yaşamak istese de erken boşalma sorunu

nedeniyle bu mümkün olmamaktadır.Orviax Geciktirici Kapsül ise bu

problemlere tamamen çözüm odaklı üretilmiş ve cinsel sağlık sorunlarının

giderilmesinde dünya çapında popüler bir marka olarak piyasada yerini almıştır.

Erken boşalma ve orta yaş üzerindeki kişilerde görülen penis yumuşamasına

önlem amacıyla üretilmiş Orviax Geciktirici Kapsül, cinsel problemlerin

haricinde birçok soruna da çözüm yolu olarak kullanılmaktadır. Ayrıca cinsel

problemler günümüzde erkekleri sadece biyolojik olarak değil psikolojik olarak

da etkilediğinden dolayı Orviax Geciktirici Kapsül’ün kullanılması, cinsel

açıdan problem yaşayan bireylerin sorunlarına da çözüm olacaktır.

Orviax Geciktirici kapsül cinsel birleşme sırasında, ilişkiden alınan zevki ve

partneri memnun etme seviyesini maksimum düzeylere çıkararak yepyeni bir

cinsel yaşamam “Merhaba” demenizi sağlayacaktır. Erken boşalma

probleminizin yanında cinsel performansınızı da çözüm üretecek bu ürün ile

hem siz hem de partneriniz fark edilir bir cinsel ilişki yasacaksınız.

Orviax GECİKTİRİCİ Kapsül’üN KULLANIMI

 Orviax Geciktirici Kapsül, kullanım itibariyle oldukça basit bir

üründür.

 Size herhangi bir zorluk çıkartmayacak olan bu haplar cinsel birleşmeden

30 dakika veya 1 saat öncesinde kullanılmalıdır.

 Bir bardak ılık su ile tüketilmesi halinde etkisini daha fazla gösterecektir.

 Gazlı veya alkollü içeceklerle birlikte kullanılması kesinlikle sakıncalıdır.

Aksi taktirde beklenmeyen yan etkiler görülebilmektedir.

Orviax GECİKTİRİCİ KApsül’üN YARARLARI

 Orviax Geciktirici kapsül, içerisinde barındırdığı özeler sayesinde

erken boşalmayı tamamen ortadan kaldırarak uzun saatler sürecek bir

etki yaratır.

 Erken boşalmanın yanında sertleşme, cinsel isteksizlik gibi problemlere

de çözüm üretir.

 Milyonlarca erkek tarafından kullanılmış ve performansı bilimsel olarak

kanıtlanmıştır.

 Diğer geciktiricilere oranla daha uygun fiyatlı ve daha üstün

performanslıdır.

 Yapılan araştırmalar ışında sadece kullanan erkeklerin değil,

partnerlerinin de tatmin olmasını ve yalan cinsel ilişkiden memnun

kalmasını sağlar.

ORVİAX GECİKTİRİCİ KAPSÜL’ÜN ZARARLARI

Orviax Geciktirici Kapsül‘ün hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır. Ancak

ürünün gazlı veya alkollü içeceklerle tüketilmesi beklenmeyen yan etkilerin baş

göstermesine neden olabilmektedir. Bunun dışında 18 yaşından küçük bireylerin

Orviax Geciktirici kapsül‘ü kullanmaları kesinlikle sakıncalıdır. 18 yaşından

büyük bireylerde ise kalp ve yüksek tansiyon hastalığı bulunanlar kesinlikle ürünü

kullanmamalıdır.

Anne - Çocuk, Aşk - Evlilik, Cinsellik, Erkekler, Güncel Yaşam, gebelik, kadınlar, sağlık

Gebelikte cinsellik

Gebelikte cinsellik,Gebelikte sex,erkeklerde baba olma korkusu,sex pozisyonları,hamilelikte sex,hamilelikte cinsellik
Gebelikte cinsellik,Gebelikte sex,erkeklerde baba olma korkusu,sex pozisyonları,hamilelikte sex,hamilelikte cinsellik
Gebelikte kadınlık hormonları artıyor, ancak yaygın inanışın aksine gebelikte cinsel ilişki bebeğe zarar vermiyor. İşte gebelikte cinsel yaşamla ilgili merak edilenler…

Kadınların hayatında önemli değişikliklere neden olan gebelik, anne adaylarının duygu ve isteklerinde farklılıklar yaratırken cinsel hayatlarını da etkiliyor. Anne adaylarının gebelik süresince gösterdiği cinsel istek ve hormonal değişikliklere dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Genç, “Gebelik sırasında kadınlık hormonları fazlasıyla artar. Normal seyrinde devam eden risksiz, tek gebeliklerde ise cinsel ilişkinin son zamanlara kadar yaşanılmasında bir sakınca yoktur” diyerek hamilelikte cinsel yaşamla ilgili merak edilenleri anlattı.

GEBELİK RİSKSİZ İSE CİNSELLİK YAŞANABİLİR
Pek çok kadında gebelik sırasında cinsel istek artıyor ya da cinsel ilişkide değişik duygular hissediyor. Anne adaylarındaki bu değişimi değerlendiren Op. Dr. Genç gebelik sırasında estorojen ve progesteron denilen kadınlık hormonlarının fazlasıyla arttığını ve yaşanan cinsel ilişkinin bebeğe zarar vermediğini söyleyerek şu bilgileri veriyor;

“Normal seyrinde devam eden tek gebeliklerde yani risksiz ya da az riskli diye tanımlanan gebeliklerde amnion suyu gelene kadar hatta doğum ağrıları başlayana kadar cinsellik yaşanabilir. Cinsel ilişki sırasında bebeğinize zarar vermezsiniz. Vajinanın sonunda bulunan serviks (rahim ağzı) ortalama 3-4 cm uzunluğunda kaslı bir yapıdır ve penisin bebeğe değmesi mümkün olmaz. Rahim ağzı doğuma yakın aylarda kısalır ancak genelde son aya kadar yeterince uzundur. İkinci ya da üçüncü doğumu olan hastalarda rahim ağzının ilk doğumlara göre erken açılabildiğini unutmamak gerekir. Yine de rahim ağzı açılmış olsa bile amnion ve koryon denilen 2 kat zar bebeğinizi korur. Bazı hekimler gebeliğin son ayında ilişkiyi yasaklar. Bunun sebebi anne adayının farkında olmadan amnion suyunun az da olsa gelmesi ve bebeğin enfeksiyon kapma riskidir. Bu durum düşünülerek gebeliğin son 3 haftası, özellikle şüpheli sıvı akıntısı olan hamilelerde vajinal ilişkinin yasaklanması yerindedir.”

HAMİLELİKTE SEKS POZİSYONLARI

ERKEK BABALIĞA HAZIR DEĞİL İSE CİNSEL İSTEK AZALIYOR
Gebelik sürecinin baba adaylarını da etkilediğini kaydeden Dr. Cüneyt Genç, “Gebelik hormonları saçları daha parlak ve teni daha pürüzsüz yani yumuşak ve sıcak hale getirir. Ancak cinsel istek durumu tıpkı kadınlarda olduğu gibi her erkek için aynı değildir. Gebeliğin bazı bölümlerinde baba adaylarında istek azalması olacaktır. Bunun ön önemli sebebi, erkeğin babalık rolü için kendini hazır hissetmemesi ve strese girmesidir. Gebe kadının heyecanı, depresif hali, endişeli durumu, bulantısının olması ve nefes problemi çekmesi gibi durumlar da baba adaylarında cinselliği ikinci plana itebilir. Bazı erkeklerdeki isteksizlik ise bebeğe zarar verme endişesinden kaynaklanır. Baba adayında bu yönde bir endişe var ise hamileliği takip eden doktor ile görüşmesi korkularının ve endişelerinin giderilmesine yardımcı olur.” diyor.

 

 

 

Beslenme, Diyet Haberleri, Diyet Programları, diyet türleri, Diyet Türleri, Diyet Yemekleri, Diyete Başlarken, Erkekler, incelmek, Kilo Verme, sağlık, Zayıflama Ürünleri, Zayıflamak, şifalı bitkiler

Blogger Simla Palas ile Dukan Diyeti Üzerine Röportaj

diyet,en iyi diyetler,en kolay diyet,diyet nasıl yapılır,diyetisyen,zayıflama,nasıl zayıflarım,zayıflama yöntemleri,zayıflamak için napmalıyım,
diyet,en iyi diyetler,en kolay diyet,diyet nasıl yapılır,diyetisyen,zayıflama,nasıl zayıflarım,zayıflama yöntemleri,zayıflamak için napmalıyım,

Saygın kitapçı ve internet kitap satış sitelerinde en çok satanlar listesinin en üst sıralarından inmeyen Dukan Diyeti kitabı ve bu diyetle ilgili merak ettiklerimize dair bir araştırma yapalım istedik. İnternette Türkiye’deki sayfalarda bu diyetle alakalı araştırma yaparken bir sayfa çarptı gözümüze…

Sayfada sadece Dukan Diyeti ile alakalı bilgiler değil, Türkiye’nin her yerinden beğeni ile paylaşımda bulunan insanların dukan diyeti yorumları mevcuttu. Sayfanın her geçen gün beğenme oranının hızla artması üzerine sahibine ulaşıp bu diyetle ve sayfasının sihri ile alakalı aklımıza takılan soruları direk kendisine yönelttik.

En çok merak ettiklerimiz ve blogun sahibi Simla Palas’ın bizlere vermiş olduğu yanıtlar:

Dilerseniz ilk önce Simla Palas’ı tanımakla başlayalım. Kimdir Simla Palas?

  • 38 yaşındayım. Mesleğim mağazacılık. Uzun süre bir şirketin ve kendi şirketimin yöneticiliğini yaptım. Şimdiye dek birçok sıfatım olduysa da şu sıralar 7/24 anneyim diyebilirim. 9 yaşında ve 13 aylık iki kızım var. Bu aralar bebek bakımıyla meşgulüm ve bir süre için işe ara verdim.

 

Dukan Diyeti ilginizi nasıl çekti, bu Dukan Diyeti tam olarak nedir?

  • Dukan Diyeti; ilk ikisi kilo vermeye,  sonrakiler de verdiğiniz kiloyu korumaya yönelik 4 adım içeren protein ağırlıklı bir diyet. Tam olarak ifade edebilmek için, geniş bir alana ihtiyaç var zira birbirini tamamlayan öğeleri içeren detaylara sahip.

 

Böyle söyleyince çok karışık gibi gelebilir. Oysaki kitap okunduğunda mantığı çok rahat kavrayabilirsiniz.

Gebelik sonrası kilolarım için bir çıkış yolu arıyordum. Benim ilgimi çeken kısım ise, kitapçıda karıştırırken gözüme çarpan “SINIRSIZ-İSTEDİĞİN ZAMAN-İSTEDİĞİN KADAR-DOYANA DEK” kavramları oldu. Çünkü yemeyi seven için kibrit kutusu hesaplarının ne kadar zor olduğunu biliyordum. Kitabı alıp detayları okuyunca bana çok uygun olduğuna karar verdim. Çok rahat ve zevkli uyguladım diyeti.

Beslenme uzmanı ve diyetisyenlerin tavsiye ve diyet programları dışında da internette de yüzlerce diyet ve zayıflama yöntemleri var. Dukan Diyeti’ni diğerlerinden ayıran şeyler nelerdir?

  • Dukan’ın en belirgin farkları şunlar:

Öncelikle başlangıçta hızlı bir giriş yapılıyor. Bu da özellikle yıllarca kilo problemi yaşamış defalarca diyet yapmış ama sonuç alamamış diyetlere ve kendine olan inancını yitirmiş kişiler için ciddi bir motivasyon kaynağı.

İkinci önemli farkı yukarıda da belirttiğim gibi miktar ve kalori hesapları yerine izinli ve sınırsız yenilebilen hemen herkesin sevdiği besinlerden oluşan listesi olması. Üstelik bu izinli besinlerle diyette olduğunuzu unutabileceğiniz nefis yemekler yapabiliyor oluşunuz…

Ve en büyük farkı ise, kilo vermenin mantığını kavratması, vücudumuzun neye ihtiyacının olduğunu anlamamızı sağlaması ve hayat boyu, verdiğimiz kiloyu nasıl koruyabileceğimizi öğretmesi…

Dukan Diyeti’yle birlikte Dr. Pierre Dukan’a yöneltilen birçok itham ve haber mevcut. Bunlara rağmen sanırım Dukan Diyeti daimi ve daha güvenilir. Sizce bunun sebebi nedir?

  • Aslında bunun sebebini anlamak çok da zor değil. Şimdiye dek birçok isimle anılan diyet ortaya çıktı. Fakat bu kadar iyi sonuç alınıp hızla yayılan başka bir diyet olmamıştı. Diyetin işe yaradığını söyleyen sadece Pierre Dukan olsa belki tereddüt edilebilir ama diyeti uygulayan ve sonuçlardan memnun kalanların sayısı inanılmaz boyutlarda. Üstelik bu kişiler bunu her ortamda dile getiriyor ve programın canlı tanıtımı oluyor. Dukan’ın bu kadar hızlı yayılmasının sebebi de bu zaten.

Diyetin fazla eleştirilmesinin sebebi çok da fazla araştırılmamasından kaynaklanıyor aslında. ‘protein diyeti’ olarak adlandırılan bir diyetin sadece protein yenmesini önerdiği, egzersiz yapmaksızın kilo vermeyi vaat ettiği düşünülüyor. Oysaki proteinin yoğun olarak tüketildiği evre maksimum on gün sürüyor. (örnek vermek gerekirse benim 10 kilo fazlam için sadece 2 gün saf protein diyeti yapmam gerekti.) sonrasında diyete sebzeler ekleniyor. Sonraki aşamalarda ise meyve, tahıllar ve nişastalı gıdalar devreye giriyor. Egzersizin ise diyet boyunca mutlaka uygulanması tavsiye ediliyor. Öyle ki günlük uygulanması gereken özel Dukan egzersizleri bile mevcut. İdeal kiloya geldikten sonra ise Dukan’ın önerisi protein ağırlıklı beslenme değil aksine Akdeniz tipi beslenme.

Bazı forumlarda az yiyin-spor yapın zaten zayıflarsınız diyenlere rastlıyorum. Bunun zaten herkes farkında… Anlaşılmayan durum ise kilolu kişilerin bunu bildikleri halde UYGULAYAMIYOR oluşu…

Bu iradeye sahip kişiler zaten ideal kilolarındalar… Dukan Diyeti yapanlar ise mahrumiyet duygusu yaşamadan ve belki de ilk kez bir diyette aç kalmadan başarıya ulaşıyorlar.

Hazır yeri gelmişken; Dukan’ın doktorluk lisansının iptalinin sebebini de açıklamak isterim: bunun sebebinin obeziteyi önlemek amaçlı, Fransa’daki lise öğrencilerinin ideal kiloda olanlarına bitirme sınavlarında ekstra not verilmesini önermesi… Bu, hekimler birliğince tartışılmış, etik olmadığına karar verilmiş. Bu durumda DOKTORLUK LİSANSININ İPTALİNİ BİZZAT KENDİSİ TALEP ETMİŞTİR. Yani tüm dünyada kabul gören diyetinin bu durumla hiçbir ilgisi yoktur. Kaldı ki kitabının satıldığı, diyetin koçluk hizmetiyle beraber uygulandığı ülkeler, özellikle sağlık konusuna çok önem veren ülkeler…

Google’a Dukan Diyeti yazdığımızda karşımıza çıkan ilk sitelerden birinde sizin isminiz yer alıyor. Takipçi sayınız her geçen gün artıyor. Nasıl başladı ve nasıl bu seviyeye ulaştı?

  • Diyete başlamadan önce araştırma yaparken birçok yabancı blogla karşılaştım ve çok faydalandım. Bu sayfalar kitaptaki bilgilere ek olarak kendi tecrübelerini, tariflerini paylaşan Dukan takipçilerine aitti. Türkiye’de ise diyet daha tanınmıyordu ve böyle bir kaynak yoktu. Diyete başlayıp gerçekten sonuç aldığımı görünce bende kendi deneyimlerimi paylaşabileceğim bir blog ve sayfa hazırlamaya karar verdim. Özelikle de diyete adapte olmamı sağlayan bizim damak tadımıza uyan tarifler artmaya başladıkça bunları paylaşmak daha da önemli hale gelmeye başladı.

İnternetin gücü gerçekten inanılmaz. Dukan Diyeti’ni uygulamaya karar veren ve daha araştırma safhasında olan çok kişi arama motorlarından ulaştılar bana. Sayfa daha iki senesini doldurmadı ama 35.000 takipçiye ulaştı.

Bu seviyeye ulaşmasındaki en büyük etkenlerden biri de; sayfayı bir gün bile ihmal etmeyen, kendi tecrübelerini, tariflerini paylaşan, yeni başlayanlara canla başla yardım eden harika sayfa üyeleri tabi ki…

Uzaktan bakıldığında Dr. Pierre Dukan’ın Türkiye temsilcisi gibisinizJ bundan sıkıldığınız veya daha ciddi yaklaşmanız gerektiğini düşündüğünüz zamanlar oluyor mu?

  • Kitabında da yazdığı gibi Dukan’ın bu kadar yayılmasında blog yazarlarının çok fazla payı var. Tüm dünyada diyetin gönüllü elçileri mevcut… Ben de onlardan sadece bir tanesiyim böyle algılanmasının sebebi sayfanın ilk olması ve takipçi sayısının fazlalığı beki de… Yoksa O’nun başarısından kendime pay çıkarmak haddime değil. Olsa olsa benim tariflerimle diyeti yapıp sonuç alan ve bunun için bana teşekkür edenler için mutu olabilirim. Bundan sıkılmak bir yana her geçen gün daha da hoşuma gidiyor.

 

Dukan Diyeti ile alakalı en çok merak edilenler nelerdir? Örneğim, bu diyeti herkes yapabilir mi? Yaş sınırlaması var mı? Hamile veya emziren bir annenin yapmasında sakınca var mı?

  • Dukan Diyeti’yle ilgili merak edilen o kadar çok şey var ki, saymakla bitmez. Çoğunlukla kitabı okumamış olanlardan geliyor. En çok, gerçekten sonuç alınıp alınamadığı, ne kadar zamanda kilo verildiği, sakıncalı olup olmadığı merak ediliyor.

Tabi ki bu diyet herkese uygun olamaz. Ergenlikten önce, hamilelikte ve emzirirken diyetin her aşaması değil, belli değişiklerle daha hafifletilmiş bir Dukan Diyeti öneriliyor. Eğer kalp, böbrek ve karaciğer rahatsızlıkları veya sağlık sorunları varsa doktora danışmadan değil Dukan Diyeti, hiçbir diyet uygulanmamalı.

Sayfanızda diyetle ilgili her türlü bilgi paylaşılıyor. Bunlar arasında sağlık sorununa yol açtığını bildirenler var mı? Sayıları fazla mı?

  • Zaman zaman problemler yaşayanlar olabiliyor. Bunun birkaç sebebi var aslında. Diyetin önerdiği şekilde bol sıvı alınmıyorsa, saf protein evresi gereğinden fazla uzun uygulanıyorsa, mevcut rahatsızlıklarına rağmen diyete başlanmışsa bazı sorunlar yaşamak çok normal.

Ayrıca, karbonhidrat bağımlılığımız o kadar fazla ki… Şekeri, unlu yiyecekleri kestiğimizde insülin direncimiz yüzünden yaşadığımız ter dökmelerimizi, elimizin ayağımızın tutmamasını, bayılacak gibi olmalarımızı hep Dukan Diyeti’ne bağlıyoruz. Oysaki vücudumuz bu bağımlılıktan kurtulduğunda tüm bu belirtiler kaybolduğu gibi daha da sağlıklı hissediyoruz.

Bununla beraber önceden birçok sağlık problemi olup Dukan Diyeti’yle bunlardan kurtulmuş kişi sayısı da çok fazla.

Yine de kendimizi iyi takip etmeli ve kontrolleri aksatmamalıyız. Bilmediğimiz ve diyetle tetiklenebilecek hastalıkları teşhis etmenin en sağlıklı yolu bu.

Sayfanızda paylaşılan bilgilerden ve deneyimlerinizden yola çıkarak Dukan Diyeti’nin hayata en olumlu ve en olumsuz katkısı nedir?

  • Kendi deneyimlerime de dayanarak söyleyebilirim ki, Dukan Diyeti yapanların yaşadığı en büyük olumsuzluk çevrelerinin tepkileriyle baş etmeye ve diyeti anlamaya çalışmakJ

 

Yine deneyimlerinize dayanarak, Dukan Diyeti’ni diyet arayışında olan kişilere veya Dukan Diyeti yapmak isteyenlere önerir misiniz? Bu konuda tavsiyeleriniz ne olurdu?

  • Bu diyete niyetlenenlerin yapması gereken en önemli şey iyice araştırmak… Diyetin mantığını kavramadan atılacak her adım faydadan çok zarar getirecektir. Kitabı okumadan, bazı kaynaklarda yalan yanlış listelerle anlatılan şekliyle uygulamaya kalkışmak hem sakıncalı hem de yarar sağlamayan bir girişim olacaktır.

Okuyup anladıktan sonra eğer sağlık açısından mani bir durum yoksa ve size uygun olduğunu düşünüyorsanız, başlamak için gereken, alış-veriş gibi, ön hazırlıkların yapılması diyete uyum sağlamada kolaylık sağlayacaktır.

Son olarak, bu diyetle alakalı Dr. Pierre Dukan’ın Dukan Diyeti isimli kitabı diyeti uygulamak için tek başına yeterli mi?

  • Dukan Diyeti yaşayan bir diyet… 35 yıllık bir deneyim sonucu oluşturulmuş olsa da koçluk hizmeti verilen üyeler sayesinde halen yenilikler eklenebiliyor.  Kitabı okumak diyeti uygulamak için tek başına yeterliyse de yeniliklerden ve güncellemelerden haberdar olabilmek için resmi siteleri takip etmek faydalı olabiliyor. Yabancı dil bilmeyen uygulayıcılar ise bu yeniliklerden, Dukan Diyeti’ne uyarlanmış Türk be dünya mutfağı tariflerinden blogu ve sayfayı takip ederek haberdar olabilirler.